Avrupa’nın turist magneti şehirlerinden olan Roma, çoğu turistin “hadi bir yurt dışına çıkalım” dediğinde aklına ilk gelen destinasyonlardan biri. Geçmiş ve günümüzün eklektik karışımı, hızlı ve yavaş temposu ve Amalfi Sahili ve Pompeii gibi yerlere olan yakınlığı sayesinde Roma, İtalya’nın her daim sevilen şehirlerinden biri olmuş.
Piazza Navona’daki (Navona Meydanı) bu tarihi şehrin güzelliğini ve hareketli yaşamını hissedin, ardından pazar yerleri ile antik kent simgelerini birbirine bağlayan Arnavut kaldırımlı sokaklarda dolaşın. Antik gladyatör arenası Kolezyum’u kaçırmayın. Aziz Petrus Bazilikası ve Michelangelo’nun ünlü fresklerine ev sahipliği yapan Sistine Şapeli gibi Vatikan’ın harikalarını görmek için Tiber’i geçmeyi unutmayın.
Roma’da Ne Yapılır ?
Şehrin ana cazibe merkezleri olan Kolezyum, Pantheon, İspanyol Merdivenleri ve Trevi Çeşmesi gibi kaçırılmaması gereken yerleri mutlaka görün. 4 gün veya daha uzun bir süre Roma’da kalacaksanız, aşağıda alternatif Roma rotasını ve popüler instagram spotlarını görmeyi de düşünebilirsiniz.
BAŞLAMADAN ÖNCE ;
⇒KAÇ GÜN KALMALI ?
Roma için en ideal süre 4 gün olsa da, yaz aylarında Roma’yı ziyaret ediyorsanız seyahat sürenize bir gün daha ekleyin. Çünkü şehirdeki ana cazibe merkezlerini görmek için çok uzun kuyruklara girmeniz gerekiyor. Kolezyum ya da Aziz Petrus Bazilikası gibi şehirdeki ana turistik noktalara girmek için bir saatten fazla sırada bekleyebilirsiniz. Bu yüzden yaz ayları için 5 gün diğer mevsimler için 4 gün yeterli olacaktır. Tabii daha uzun bir süre kalacak olursanız, şehirde keyifli zaman geçirmenize olanak sağlayacak çok sayıda şey de bulabilirsiniz.
⇒ŞEHİR İÇİ ULAŞIM
Roma’yı yakından tanımanın en güzel yolu yürümek. Zaten şehir kompakt olduğundan çoğu yere yürüyerek gidebiliyorsunuz. Tarihi şehir merkezinin kalbi olan Navona Meydanı ve Pantheon’dan Kolezyum’a 20-25 dakikada yürüyerek gidebiliyorsunuz. Eğer toplu taşımayı kullanmak istiyorsanız da, otobüsler yerine metroyu kullanmanızda yarar var.
⇒NEREDE KALMALI ?
Roma’da konaklama yapabileceğiniz en iyi yer, Centro Storico, yani tarihi şehir merkezi. Tabii bu bölgedeki oteller çok hızlı dolduğundan erken rezervasyon yapmak da şart. Roma’daki en ucuz konaklama birimlerini arıyorsanız bakmanız gereken yer ise, Termini Merkez İstasyonu. İstasyon yakınlarında konaklamanın en büyük avantajı, havaalanından otelinize kolay bir şekilde ulaşabilmeniz olsa da, konum olarak merkezi bir yerde olmak için Centro Storico sınırları içerisinde yer alan bir tesiste konaklayın deriz. 3 yıldızlı Hotel Giolli Nazionale, 4 yıldızlı Room Mate Filippo ve 5 yıldızlı NH Collection Palazzo Cinquecento hem şehrin kalbinde olmak hem de ana cazibe merkezlerine yürüyerek gitmek için kalabileceğiniz en ideal tesislerden.
İşte Roma’da ne yapılır ? sorusuna cevap olabilecek en popüler şeyler;
POPÜLER INSTAGRAM SPOTLARI İLE BAŞLAYIN
Roma, daha çok antik kalıntıları, tarihi ve mimari yapılarıyla ilgi görüyor olsa da, şehirdeki Instagram spotları da, Roma’da yeteri kadar zamanı olanların göz atmak isteyebileceği cazibe merkezleri arasında geliyor. Şehrin dört bir yanına dağılmış bu Instagram spotları, daha çok fotoğraf tutkunlarının tercih ettiği yer olsa da, bazı spotlar, tarih ve mimariye meraklı olanların da ilgisini çekiyor.
1.Hotel Palazzo Manfredi
Kusursuz hizmet ve Kolezyum’un hemen yanındaki eşsiz konumuyla Roma’nın en çok tercih edilen lüks otellerinden biri olan Hotel Palazzo Manfredi, eşsiz Kolezyum manzarasıyla ilgi görüyor. Michelin yıldızlı çatı restoranı Aroma’dan seyredebileceğiniz bu manzara için otel müşteri olmanıza da gerek yok. Ancak restoranda bir öğle veya akşam yemeği yemek istiyorsanız önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.
Bu otelde konaklayacak olursanız, hem sabah kahvaltısında hem de öğle ya da akşam yemeğinizi Kolezyum manzaralı olarak yiyebilirsiniz. Restoran michelin yıldızlı olduğu için şehirdeki diğer restoranlara nazaran biraz daha pahalı olabiliyor.
Geniş aile odaları da olan bu otelde konaklamak isterseniz, tesisi incelemek için buraya tıklayabilirsiniz.
2.Via dei Coronari
Antika dükkanları, butikler ve mücevheratçılarla dolu bu Arnavut kaldırımlı Rönesans caddesi, yürüyüş yapmak ve fotoğraf çekmek için Roma’nın en çok tercih edilen caddelerinden biri. Cadde, Piazza Colonna’yı Tiber’e bağlayan antik Roma yolunun gidişatını takip eder, ancak adını Ortaçağ coronari’sine (tespih-boncuk satıcıları) borçludur.
Özellikle çiftlerin tercih ettiği, şehrin merkezine nazaran biraz daha rahat ve sakin bir havaya sahip olan Via dei Coronari’de, içinde ve dışında oturma alanları olan ve lezzetli tatlı hamur işleri ve öğle yemekleri sunan Casa e Bottega, bir şeyler atıştırmak için güzel bir yer olacaktır.
Cadde, Piazza Navona’nın hemen dışında gizlidir ve yine de nedense huzurlu bir ambiyansa ve belirgin bir şekilde yerel bir havaya sahip. İtalyanların günlük yaşantılarını görebileceğiniz bu caddeye, Roma’nın birçok yerinden yürüyerek rahatlıkla gidebilirsiniz.
3.Via Margutta
Rione Campo Marzio’da, Pincio Dağı’nın eteklerinde, Piazza del Popolo ile Piazza di Spagna arasında yer alan Via Margutta, Roma’nın yoğun turist trafiğinden ve şehrin gürültüsünden bir nebze de olsun uzaklaşmak için uğrayabileceğiniz popüler instagram spotlarından biri. Burada sarmaşıklar antik binaların cephelerini kaplıyor, tarihi merkezdeki büyük mağazalar yerini sanat ve antika galerilerine, zanaat ve restorasyon dükkanlarına ve zarif restoranlara bırakıyor.
Eskiden Via Margutta, via del Babuino’nun asil evlerinin arkasında küçük bir yolmuş. Burada faaliyet gösteren seyislerin, duvarcıların, mermercilerin, arabacıların evlerine, depo ve ahırlarına ev sahipliği yapıyormuş. Orta Çağ’da kimliği belirsiz bir zanaatkarın portre, çeşme ve korkuluk yaptığı ilk atölyesini açmasıyla sanatçılar sokağı olarak anılmaya başlanmış. Ayrıca cadde, 20. yüzyılın en tanınmış isimlerinin yaşadığı ya da bir kez de olsun uğradığı yer olmasıyla da ün yapmış. Bu önemli isimlerden bazıları ise ; Picasso ve Guttuso, Giorgio de Chirico ve Novella Parigini gibi ressamlar, Wagner, Liszt, Puccini, Mascagni gibi müzisyenler, Emile Zola, Gabriele d’Annunzio, Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir gibi yazarlar sayılabilir.
4.Ponte Umberto I
Angelo Vescovali tarafından tasarlanmış olan Ponte Umberto I adlı bu köprünün tarihi 1895 yılına uzanıyor ve Palazzodi Giustizia’yı (Adalet Sarayı) Ortaçağ bölgesi Tor di Nona’ya bağlıyor.
Tiber Nehri’nin karşısında parıldayan, Roma Katolik Kilisesi’nin merkezi olarak hizmet veren kutsal Vatikan Şehri’nin de eşsiz manzarasını sunuyor. Özellikle akşam saatlerinde, ışıklar açıldıktan sonra çok daha güzel bir manzaraya ev sahipliği yapan köprüye, Castel Sant Angelo yakınlarındayken uğramak isteyebilirsiniz.
5.Via del Governo Vecchio
Piazza Pasquino’nun batısında yer alan Via del Governo Vecchio, butikler, canlı restoranlar ve vintage giyim mağazaları ile dolu, atmosferik parke taşlı bir cadde. Roma’daki en güzel fotoğraf karelerini çekebileceğiniz caddelerden biri olduğu gibi, turistlerden bir süreliğine uzaklaşmak için de gidebileceğiniz bir yer.
Bir zamanlar Laterano’daki Basilica di San Giovanni ile St Peter’s arasındaki papalık tören yolunun bir parçası olan cadde, Roma’nın en ünlü meydanlarından biri olan Piazza Navona’dan sadece birkaç adım ötede yer alıyor.
Via del Governo Vecchio, kendi başına büyüleyici bir atmosfere sahip olsa da, caddede ilginizi çekebilecek birçok şey var. Buradaki binaların çoğunun tarihi 15. ve 16. yüzyıllara kadar uzanıyor, bu nedenle bu sofistike cadde boyunca dolanırken takdir edilecek güzellikteki tarihi ve mimari eserleri kaçırmayın. San Filippo Neri Oratory’sinin saat kulesi, Francesco Borromini tarafından tasarlanan Barok bir başyapıt ve Via del Governo Vecchio’nun bir simgesi olarak kabul ediliyor. Bu esrarengiz cadde boyunca görülmeye değer bir dizi saray da var ; en dikkate değer olanlardan bazıları 39 Numara (eski papalık ofisinin evi), 41 Numara (Roma valisi için inşa edilen Palazzo Nardini), 123 numara, mimar ve ressam Donato Bramante’nin eski evi ve Katolik Aziz San Filippo Neri’nin eski evi olan 34 Numara, en önemli yapılar arasındadır.
6.Aventine Keyhole
Roma’nın gizli kalmış spotlarından biri olan Aventine Keyhole, açıkçası çok kolay bulabileceğiniz bir yer değil. Çünkü çoğu Romalı burayı Aventine Tepesi olarak biliyor. Bir çıkmaz sokağın sonunda yer alan, tarif edilemeyen bir yeşil kapının deliğinden görebileceğiniz bir manzara için zaman ayırmaya değer mi bilmiyoruz, fakat zamanınız varsa uğrayın deriz. Aziz Petrus’un kubbesinin mükemmel bir şekilde merkeze yerleştirildiği, iki ulus-devlet ve bir ülkeden oluşan, şaşırtıcı derecede iyi çerçevelenmiş, küçük bir manzara sunan bu kapıyı google haritalarda Aventine Key olarak aratabilirsiniz.
Aventine Anahtar Deliği, Roma’nın 7 antik tepesinden biri olan Aventine Tepesi’nin zirvesinde yer alıyor. Aventine Tepesi, mutlaka göz atmanız gereken tepelerden biri olduğu için buraya kadar gelmişken bu delikten de güzel bir manzara seyredebilirsiniz.
7.Bramante Merdiveni
Vatikan Şehri’ndeki Pio-Clementino Müzesi, bir dizi olağanüstü sanat eserine ve muhteşem cazibe merkezlerine ev sahipliği yapıyor olsa da, müzenin öne çıkan cazibe merkezi Bramante Merdiveni adı verilen döner merdivenler oluyor.
Aslında Vatikan Müzeleri’nde aynı adı taşıyan iki merdiven var. Orijinal Bramante Merdiveni 1505’te inşa edilmişken, modern olan 1932’de inşa edilmiş ve orijinaliyle hemen hemen aynı. Geçmişte ve günümüzde popülaritesini kazanan ikonik sarmal yapısı ile o dönemin devrim niteliğinde bir mimari harikası olarak görülüyor.
Modern Bramante Merdiveni, bir müze ziyaretinin sonunu işaret eder ve tüm ziyaretçilerin binadan çıkarken izledikleri yoldur. Bu devasa merdivenin en tepesinde durup, insan akışının zemin kata inmesini izlemek gerçekten çok güzel. Bu merdiven 1932 yılında Giuseppe Momo tarafından tasarlanmış ve orijinaline çok benzer özellikler gösteriyor. Merdivenin en yukarısından birkaç fotoğraf çektikten sonra, müzedeki eserlere göz atmayı da unutmayın.
8.Villa Farnesina
16. yüzyıldan kalma bu muhteşem villanın içi baştan aşağı fresklerle kaplı. Daha çok iç mekanda yer alan bu freskler ziyaretçinin ilgisini çekiyor olsa da, villanın dışı da oldukça fotojenik. Roma’da Rönesans döneminden kalan en görkemli yapılardan biri olarak kabul edilen bu villa, 1505 ile 1511 yılları arasında inşa edilmiş.
Bina merkezi bir blok, iki küçük kanat ve iki kattan oluşuyor. Villanın içi, Raphael, Sebastiano del Piombo ve Peruzzi gibi büyük sanatçıların freskleriyle şaşırtıcı derecede zengin bir şekilde dekore edilmiş. Birinci katta, Raphael’in en önemli eserlerinden biri olan Sala di Galatea’nın freskleri var. Tavana bakıldığında, villanın ilk sahibi olan Chigi’nin doğum gününde yıldızların konumunu gösteren astrolojik tabloları görebilirsiniz.
Üst katta villanın en güzel odalarından biri olan Sala delle Prospettive bulunuyor. Odanın dekoru, Roma şehrini mermer sütunların arasından gösteren fresklerin yarattığı optik illüzyona dayanıyor.
Villa Farnesina, Rönesans döneminde İtalyan toplumuna hakim olan lüks ve zenginliğin önemli bir tezahürü olarak kabul ediliyor. Günümüzde bir Kolezyum ya da Pantheon kadar turist magneti olan bir cazibe merkezi olmasa da, yine göz atmaya değer.
9.Fontana dell’Acqua Paola
Paolo Sorrentino’nun Oscar ödüllü La Grande Bellezza’sının açılış sahnesinde yer alan bu anıtsal beyaz çeşme, gürleyen sularıyla 1612’de 2. yüzyıldan kalma bir su kemerinin restorasyonunu kutlamak için inşa edilmiş. Bugün popüler instagram spotlarından biri olan çeşmeye, tarihi şehir merkezindeki birçok cazibe merkezinden yürüyerek gidebilirsiniz.
Mimarlar Giovanni Fontana (1540-1614) ve Flaminio Ponzio (1560-1613) ve heykeltıraş Ippolito Buzio (1562-1634) tarafından 1610 ile 1614 yılları arasında Trajan Su Kemeri’nin ucunu işaretlemek için tasarlanıp inşa edilen çeşme, şehre bakan geniş terasa hakim olduğu için Janiculum Çeşmesi olarak da anılıyor.
10.Galleria Alberto Sordi
Via del Corso’nun ortasında, Trevi Çeşmesi’nden bir taş atımı uzaklıkta, zarif ve benzersiz Liberty mimarisiyle tarihi Galleria Alberto Sordi yer alıyor. Livorneseli mimar Dario Carbone’un bir projesiyle Roma’nın İtalya’nın başkentine dönüştüğü dönemde doğan ve Ekim 1922’de açılışı yapılan Piazza Colonna’daki Galeri, şehrin en bilinen ve en büyüleyici yerlerinden biri. Hem merkezi konumu, hem mimari yapının değeri hem de bu yerin devamlılığına her zaman eşlik eden efsanesi için kesinlikle listenize eklemek isteyebileceğiniz bir cazibe merkezi.
Galeri, tıpkı baktığı Piazza Colonna gibi, adını MS 176 ile 192 yılları arasında dikilen Antonina olarak bilinen Marcus Aurelius Sütunu’ndan alır ve Roma’nın en önemli tarihi binalarından bazılarıyla çevrilidir.
Geç eklektik tarzdaki heybetli yapı, aynı zamanda ofis ve ticaret için tasarlanmış çok işlevli bir yapı olarak tasarlanmıştır. Tartışılmaz tipolojik ve işlevsel yeniliği sayesinde diğer Roma saraylarından farklı özelliklerle tasarlanmış, ancak başkentin kentsel dokusuna mükemmel bir şekilde uyum sağlamış, aynı zamanda gelişmekte olan burjuvazinin aile yürüyüşleriyle noktalanan bir dünyevi deneyim ihtiyacına da cevap vermiş.
11.Galerie Sciarra
Roma ile ilgili en sevdiğim şeylerden biri, katmanlarıdır: şehrin neresinde olursanız olun, en sessiz mahalleden en kalabalık turistik noktaya kadar, yakınlarda hiç şüphesiz ilginç ve güzel bir şey vardır ve gözden ırak bir yere gizlenmiştir. Bunun bir örneği Roma’daki Galleria Sciarra’dır.
İkonik Trevi Çeşmesi’nden ve modaya uygun Via del Corso’dan sadece birkaç adım uzaklıkta olan Galerie Sciarra, ziyaretçisini Art Nouveau hareketinin doruklarına geri götüren, büyük ölçüde bilinmeyen bir avludur. Muhteşem freskleri ve parlak renkleriyle göz kamaştıran galeriyi, Roma’nın diğer ünlü yapılarına nazaran çok daha sakin bir şekilde ziyaret edebilirsiniz.
Alanı çevreleyen dört katlı duvarların her bir santimi, zarif, kıvrık çiçek tasarımlarıyla çevrili renkli kadın ve erkek freskleriyle kaplıdır. Giuseppe Cellini tarafından yapılan muhteşem sanat eseri, hayatın çeşitli evrelerindeki kadınları kutlamayı amaçladığından, kadınlar ana odak noktasıdır. Cam ve demir tavan, fresklerdeki detayları aydınlatan güneş ışığının avluya girmesini sağlıyor ve ortaya muhteşem bir görüntü çıkıyor.
12.Giardino degli Aranci (Portakal Ağaçları Bahçesi)
Resmen Parco Savello olarak adlandırılan ancak her Romalı tarafından Giardino degli Aranci (Portakal Ağaçları Bahçesi) olarak bilinen bu duvarlarla çevrili park, şehrin en romantik noktalarından biri. Aziz Petrus’un kubbesinin ve şehrin çatılarının eşsiz gün batımı manzarasının tadını çıkarmak için, çiçek açan portakal ağaçlarıyla dikilmiş yüksek şemsiye çamları ve çimleri geçerek merkezi caddeden aşağı inmeyi unutmayın. Eşsiz konumu sayesinde manzara Tiber’den Foro Boario Tapınaklarına, Cosmedin’deki Santa Maria’dan Gianicolo’ya ve San Pietro’nun kubbesine kadar uzanıyor.
Santa Sabina Bazilikası’nın ve Aziz Petrus Kubbesi’ne bakan ünlü anahtar deliği bulunan Villa del Priorato di Malta’nın yanında yer alıyor.
Belvedere ile hizalanmış bir orta bulvar ile simetrik bir düzen ile karakterize edilen park, 1932 yılında antik duvarlar arasındaki kapalı alanı geliştiren mimar Raffaele De Vico’nun bir projesi üzerine inşa edilmiş. Portakal Bahçesi’nden çıkıp sağa dönerek ünlü oymacı Giovan Battista Piranesi tarafından 1765 yılında tasarlanan Piazza dei Cavalieri di Malta’ya ulaşırsınız. Yukarıda bahsettiğimiz Aventine Keyhole tam olarak burada bulunur.
13.Piazza di Pietra
Piazza di Pietra adlı meydan adını, oğlu ve halefi Antoninus Pius tarafından imparator Hadrian’a adanmış büyük bir tapınak olan antik Hadrianeum’un kalıntılarının varlığına borçludur.
Popüler barlar ve kafelerle çevrili bu büyüleyici meydan, 2. yüzyıldan kalma Tempio di Adriano’dan geriye kalan tek şey olan 11 büyük Korint sütununa ev sahipliği yapıyor. Tapınak eskiden Roma’nın borsasına ev sahipliği yapıyormuş ve şimdi konferanslara ve iş etkinliklerine ev sahipliği yapmak için kullanılıyor.
14.Milvian / Milvio Köprüsü
Günümüzde Milvian Köprüsü, Roma’nın en ünlü movida yerlerinden biri olarak kabul edilir, ancak geçmişte bir savaş yeriymiş. 28 Ekim 312’de Roma’nın dışında Milvian Köprüsü’nde yapılan savaş, I. Konstantin’in Roma İmparatorluğu’nun tek hükümdarı olması ve Hıristiyanlığın imparatorluğun resmi dini olarak kabul edilmesiyle sona eren bir iç savaşta çok önemli bir andı.
Çok ünlü ve oldukça modern bir gelenek, aşıkların adlarını yazmak için kullandıkları kilit anahtarlarını Tiber nehrine bu köprüden atmasıdır. Eğer sevgiliniz/eşiniz ile Roma’yı ziyaret ediyorsanız, aşkınızı ebedi kılan bu geleneğe ayak uydurabilirsiniz. Milvian Köprüsü, ayrıca Roma’da fotoğraf çekebileceğiniz en güzel spotlardan biri.
15.Via della Conciliazione
Via della Conciliazione, Roma’nın kalbinde Rione of Borgo’da popüler bir caddedir. Yaklaşık 500 metre uzunluğunda, Aziz Petrus Meydanı’nı Tiber Nehri’nin batı kıyısındaki Castel Sant’Angelo’ya bağlıyor. 1936 ile 1950 yılları arasında inşa edilen Via della Conciliazione, Roma’nın sokak planına oldukça yeni bir ektir. Kaçınılmaz olarak, pek çok hediyelik eşya dükkanının yanı sıra Palazzo Torlonia, Palazzo dei Convertendi ve Palazzo dei Penitenzieri gibi hem dini hem de tarihi öneme sahip bir dizi bina ile karakterizedir. Ayrıca Via della Conciliazione, Traspontina’daki Santa Maria ve Sassia’daki Santo Spirito boyunca iki kilise vardır.
Başlangıçta bölge, tıpkı Roma’nın orta kısmının geri kalanı gibi, dar sokaklardan oluşan bir labirentti.
16.Via Della Lungaretta
Roma’nın pitoresk Trastevere semtindeki Via della Lungaretta, tam olarak MÖ 2. yüzyılda Via Aurelia Nova’nın bulunduğu yerde uzanıyor. Cadde, 19. yüzyılın sonlarında Viale Trastevere tarafından ikiye bölünmüş ve bugünkü görünümünü almış.
Via della Lungaretta, Roma’nın en fotojenik caddelerinden biridir. Viale Trastevere’nin doğusundaki kısım, birkaç küçük dükkanın bulunduğu bir ara sokak iken, ana caddenin diğer tarafındaki kısım daha geniştir ve restoranlarla doludur.
EN POPÜLER CAZİBE MERKEZLERİNİ ZİYARET EDİN
Roma’nın en sevilen ve en çok ziyaret edilen cazibe merkezlerini görmek dolu dolu iki günde mümkün. Eğer Roma’da 1-2 gün gibi çok kısa bir süre kalmayı planlıyorsanız ve daha önce Roma’ya gelmediyseniz, ilk olarak aşağıdaki ana cazibe merkezlerini görerek gezinize başlayın. Bu cazibe merkezlerinin çoğu tarihi şehir merkezinde yer alıyor ve hemen hepsine yürüyerek gidebiliyorsunuz. İyi bir rota üzerinden, kısa sürede bu cazibe merkezlerini keşfetmek mümkün.
17.Navona Meydanı
Navona Meydanı, Domitian Stadyumu’nun kalıntıları üzerine inşa edilmiş, Barok Roma’nın en görkemli ve karakteristik meydanlarından biri. Şehrin kalbinin attığı yer olan meydan, Roma turunuza başlamak için en ideal başlangıç noktası.
Mevcut meydanın şekli, imparatorun MS 86’da atletizm yarışmaları ve at yarışları için inşa ettiği antik stadyumun çevresini tam olarak yansıtıyor. Antik yapının kalıntıları bugünkü yol seviyesinin 5-6 metre altında bulunuyor ve Piazza di Tor Sanguigna’daki modern bir binanın altında ve Agone’daki Sant’Agnese kilisesinin bodrum katlarında hala görülebiliyor. Meydanın modern adı, “Oyunlar” anlamına gelen Latince Agones teriminden türemiş.
Yüzyıllar boyunca Piazza Navona popüler festivallere, yarışlara ve eğlencelere sahne olmuş.
Meydan, Carlo ve Girolamo Rainaldi tarafından başlatılan ve onu önemli ölçüde değiştiren Borromini tarafından tamamlanan Agone’daki Sant’Agnese Kilisesi tarafından Roma’nın en görkemli Barok mimarisinden biri haline getirilmiş.
Kilisenin yanında, 1960’tan beri Brezilya büyükelçiliğine ev sahipliği yapan Pamphilj Sarayı yer alıyor. Binanın önünde, 1450 Jübile vesilesiyle inşa edilmiş, eski adı San Giacomo degli Spagnoli olan Kutsal Kalp Meryem Ana Kilisesi duruyor. Meydanı üç çeşme süslüyor: Etiyopyalıların bir yunusla savaştığı heykeli olarak bilinen Fontana del Moro, Giacomo della Porta tarafından yapılan, Neptün Çeşmesi olarak da bilinen Fontana de ‘Calderari ve merkezdeki Dört Nehir Çeşmesi.
Piazza Navona’ya girdiğinizde ilk fark edeceğiniz şeylerden biri, meydanın uzun bir Circus-Maximus benzeri forma sahip olması. Bunun nedeni, Domitian Stadyumu’nun kalıntıları üzerine kurulmuş olmasıdır.
18.Pantheon
Her çağın en büyük mimarlarına ilham kaynağı olan Pantheon, güzelliği, çizgilerinin uyumu ve mükemmel geometrileri, hem geçmişte hem de günümüzde insanları her zaman etkilemiştir.
Pantheon, Roma’da ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz cazibe merkezlerinden biri. Ancak cumartesi, pazar ya da özel günlerde 1-2 gün öncesinden online olarak ücretsiz rezervasyon yaptırmanız gerekebiliyor. Bu yüzden, hafta sonu Roma’yı ziyaret ediyorsanız, online olarak rezervasyonunuzu mutlaka yaptırın deriz.
Pantheon, Roma şehir merkezindeki en tanınmış Roma yapılarından biri. Pantheon Roma’nın inşaatı MÖ 27’de Marcus Agrippa’nın emriyle başlamış. Antik Roma’da tamamen bozulmamış birkaç binadan biri. Mevcut tapınak ve karakteristik yuvarlak kubbe, Agrippa’nın binasının MS 80’de büyük bir yangında ve yine 110’da yıldırım çarpmasıyla hasar görmesinden sonra, imparator Hadrian döneminde 2. yüzyıla kadar inşa edilmemiş. Ön cephede bronz olarak şu metin gösterilmektedir, ‘M.AGRIPPA.L.F.COS.TERTIUM.FECIT’. Bu, ‘Bunu üçüncü kez konsül olan Lucius’un oğlu Marcus Agrippa inşa etti’ anlamına geliyor. İlginç bir şekilde, bu metin imparator Hadrian’ın hükümdarlığı sırasında eklenmiştir.
Pantheon binasının asıl amacının hala bilinmemesi dikkat çekicidir. Pantheon adı Yunancadan gelir ve ‘tüm tanrılara adanmış’ anlamına gelir. Roma Panteonu, imparator Phocas’ın binayı Papa IV. Boniface’e verdiği 608 yılına kadar kilise olarak kullanılmamıştı. Kiliseye ‘Santa Maria ad Martyres’ adı verildi. Zamanla, çeşitli İtalyan krallarının ve ünlü ressam Raphael’in mezarı gibi daha fazla sunak ve mezar anıtı eklendi.
19.İspanyol Merdivenleri
Roma’nın en sevilen çekim merkezlerinden biri olan İspanyol Merdivenleri, tarihi şehir merkezinde, merkezi bir konumda yer alıyor. Kentsel mimarinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen bu merdivenlere artık oturmak yasak. 2020 yılında getirilen yasa nedeniyle sadece merdivenleri, yukarısında yer alan ve İspanyol Meydanı’nın eşsiz manzarasını sunan terasa çıkmak için kullanabiliyorsunuz.
1723-1726 yılları arasında Rokoko tarzında inşa edilen merdivenler, Piazza di Spagna meydanından Fransız manastır kilisesi Trinita dei Monti’ye (1502-1587 arasında inşa edilmiş) giden basamaklardır. Kutsal Üçlü’ye (Trinità) atıfta bulunan 135 basamak ve üç farklı teras var. Merdivenlerin inşası aslında Fransızlar (Louis XII) tarafından yaptırıldığı için isim biraz kafa karıştırıcı olabilir. 17. yüzyılda İspanyol büyükelçiliği, merdivenlerin dibindeki meydanda (“Piazza di Spagna”) bulunuyordu, dolayısıyla “İspanyol Merdivenleri” adı verildi. Ancak resmi adı İspanyol merdivenleri değil, Scalinata della Trinità dei Monti’dir.
Merdivenler gece gündüz her saat ziyaret edilebilir, ancak bazı zamanlar diğerlerinden daha iyidir. Akşamın erken saatleri, gün batımından hemen önce, ziyaret etmek ve manzarayı yakalamak için güzel bir zamanken, geceleri ışıklar açıkken, merdivenleri ziyaret etmek ve özenle hazırlanmış güzelliğini yavaşça seyretmek için en sevdiğimiz zamandı. İspanyol merdivenlerini ziyaret etmek için en kötü zaman, ziyaretçilerin ve sokak satıcılarının bol olduğu öğle vaktidir.
20.Trevi Çeşmesi
Şehrin en popüler turistik yerlerinden biri olan bu 17. yüzyıl şaheseri, Roma’da kaçırmak istemeyeceğiniz çekim merkezlerinden biri. Roma’nın en büyük çeşmesi olan Fontana di Trevi, M.Ö. 1. yüzyılın büyük sanat hamisi Agrippa tarafından banyolarına su getirmek için inşa edilen bir su kemeriyle beslenir. Çeşme, 1732 ile 1751 yılları arasında Papa Clement XII için Nicolò Salvi tarafından yapılmış ve Poli Dükleri sarayının arka duvarına inşa edilmiş.
Roma irfanına göre, sağ eliniz sol omzunuzun üzerinden Trevi’ye bir, iki veya üç madeni para atmak, Roma’ya dönmenizi sağladığına inanılıyor.
Çeşmenin bulunduğu yer, ısrarcı sokak satıcılarıyla dolu olsa da, akşam saatleri Trevi Çeşmesi’ne mutlaka uğrayın. Işıklar açıldıktan sonra çok daha güzel bir görüntüye ev sahipliği yapan Trevi Çeşmesi, ayrıca Roma’nın en romantik spotlarından biri olarak kabul ediliyor.
21.Aziz Petrus Bazilikası
1929’dan beri Vatikan Şehri, Katolik kilisesinin ruhani merkezini oluşturmuş ve aynı zamanda papanın ikamet ettiği yer olmuş. Vatikan Şehri, sadece 44 hektar büyüklüğünde bağımsız bir devlettir ve kendi güvenlik servisi olan “İsviçre Muhafızları”na sahiptir.
Aziz Petrus Bazilikası, Hıristiyan âleminin en kutsal tapınaklarından ve dünyanın en büyük kiliselerinden biri. Ayrıca, Papa’nın tüm yıl boyunca birçok ayinlere başkanlık ettiği yer olması bakımından da önemli bir yere sahip.
Yeni bazilikanın inşası 1506’da eski bazilikanın yıkılmasıyla başladı ve 1626’da tamamlandı. 18 Kasım 1626’da kutsandı. Tapınağı, Bramante, Michelangelo ve Carlo Maderno’nun eserlerini öne çıkaran birçok ünlü mimar tasarladı.
Bazilika, Katolik Kilisesi’nin kurucularından biri olan ve Roma’da idam edilen ve şimdi Bazilika’nın bulunduğu yere gömülen Aziz Petrus olarak bilinen İsa’nın on iki havarisinden birinin ardından Aziz Petrus olarak adlandırıldı.
Roma Katolikliğinin merkez üssü olan Aziz Petrus Bazilikası’nın merkezi Vatikan’dadır ve her gün ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Kubbenin tepesine çıkıp eşsiz bir manzara seyretmek isterseniz de 7€ gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor.
2.000 yıllık bazilika, Katolik Kilisesi’nin önemli törenlerinin çoğuna ev sahipliği yapar ve Vatikan Şehri’nin klasik bir sembolüdür ancak Aziz Petrus Bazilikası’nı ziyaret etmek, özellikle yüksek sezonda çok zor olabiliyor. Bazilikaya girişler ücretsiz olduğundan 1 saate kadar süren uzun kuyruklarda bekleyebiliyorsunuz. Eğer bazilikayı daha sakin bir zamanda ziyaret etmek isterseniz, ya akşama doğru ya da sabahın en erken saatlerinde gidin deriz.
22.Vatikan Müzeleri
Dünyanın dört bir yanındaki Hıristiyanlar tarafından dünyanın en kutsal yerlerinden biri olarak kabul edilen Vatikan, her yıl milyonlarca turisti çeken birçok ikonik simge yapıya ev sahipliği yapıyor.
Vatikan Müzesi, dünyanın en eski ve en çok ziyaret edilen komplekslerinden biridir. Müze kompleksi, Galeriler, Bahçeler, şapeller ve Sistine Şapeli ve Raphael Odaları gibi dekore edilmiş alanları içermektedir. İnşaat, 16. yüzyılın başlarında Papa Ⅱ Julius’un emriyle başladı.
Başlangıcında, Papa Ⅱ Julius Sekizgen Avlu’da bir devlet klasik heykel koleksiyonu oluşturmuştu. Papa Clement XIV ve Papa Pius VI, 18. yüzyılın sonlarında halk için sanat eserlerinin sergilenmesini yapılandıran ve şimdi Pius-Clementine Müzesi olarak adlandırılan ilk müzenin inşa edilmesini emretti. Bu, sonraki aşamalarda çeşitli diğer sanat koleksiyonlarının eklenmesiyle müzenin nasıl ortaya çıktığının hikayesidir.
Vatikan Müzesi, Roma, Barok ve Rönesans mimarisinin özüdür. Tarihin en büyük şaheserlerinden birine ev sahipliği yapıyor – Michelangelo’nun Sistine Şapeli’ndeki freski, aynı zamanda Müzenin sonunu da işaret ediyor.
Buradaki diğer önemli yapılar Etrüsk Müzesi, Mısır Müzesi ve Raphael Odalarıdır. Mısır müzesi, çoğunlukla Roma İmparatorluğu döneminde Roma’ya getirilen Eski Mısır’dan sanat eserlerini içeriyor ve sözde yarım daire etrafında düzenlenmiş 9 odadan oluşuyor.
Etrüsk Müzesi, modern Toskana, Lazio ve Umbria’yı kapsayan bir bölge olan Etruria’da bulunan arkeolojik alanlardan gelen eserleri içerir. Turistlerin en favori spotlarından biri, halk arasında sarmal merdiven olarak bilinen Bramante Merdiveni’dir. Biri 1500’lerde inşa edilen ve diğeri 1900’lerde inşa edilen modern eşdeğeri olmak üzere iki merdivenden oluşur.
Vatikan Müzesi’nin tavanları, mozaik detaylarla olağanüstü bir şekilde dekore edilmiş ve buradayken kaçırmak istemeyeceğiniz bölümlerdendir.
23.Sistina Şapeli
Michelangelo’nun başyapıtı olarak kabul edilen Sistine Şapeli (Cappella Sistina), Vatikan Müzeleri kompleksi içerisinde görebileceğiniz en iyi ve en popüler bölümlerden biri.
Sistine Şapeli, Vatikan Şehri’nin, Roma’nın ve genel olarak dünyanın en büyük hazinelerinden biri olarak kabul edilir ve Papaların seçildiği ve taç giydiği tapınak olduğu kadar dekorasyonuyla da tanınır. Sistine Şapeli ile ilgili en dikkat çekici şey mimarisi değil, duvarları ve tavanı tamamen kaplayan fresklerdir. Şapelde çalışan en önemli sanatçılardan bazıları Botticelli, Perugino, Luca ve Michelangelo’dur.
Sistine Şapeli’nin tavanındaki tüm freskler, 1508 ile 1512 yılları arasında, dört yıl boyunca boyayan Michelangelo’nun eseridir.
Tavandaki resimler arasında öne çıkan bir şey varsa, o da orta alanı kaplayan Yaradılış’tan dokuz kattır ; Nuh’un Sarhoşluğundan Işığın Karanlıktan Ayrılmasına kadar olan sahneler betimlenmiştir. Hiç şüphesiz Adem’in Yaratılışı, Sistine Şapeli’nden en iyi bilinen resimdir. Duvarın orta kısmında bulunur ve Tanrı’nın Adem’e hayat verdiği Genesis’teki hikayeyi temsil eder. Yüksek sunağın üzerinde yer alan ve bazı muhteşem boyutlara sahip (13,7’ye 12,2 metre) Michelangelo’nun diğer başyapıtı Son Yargı resmi bulunur.
24.Kolezyum
Birçok kanlı gladyatör dövüşünün yapıldığı yer olan ve MS 80 yılında açılan Kolezyum, o zamanlar yaklaşık 50.000 seyirciyi ağırlayabiliyormuş. Kolezyum, seyircilerin en ünlü gladyatör tarzı dövüş maçlarını izlemesi için bir mekan olarak inşa edilmiş. Ayrıca savaş canlandırmalarına, infazlara ve tiyatro dramalarına ev sahipliği yapmış. Bazıları, buna dair çok az kanıt olmasına rağmen, sahte deniz savaşları için kullanıldığına da inanıyor.
Adını, Nero Heykeli olarak anılan İmparator Nero’nun devasa bir heykelinin yanına inşa edilmiş olmasından alıyor, ancak bu heykel artık yok. Bununla birlikte, Colossus adı, muhtemelen amfi tiyatronun büyüklüğüne atıfta bulunarak, bir şekilde heykelden Colosseum’a aktarıldığına inanılıyor. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından Kolezyum, atölye çalışmaları ve diğer etkinlikler için bir alan olarak kullanılmaya devam etti. 12. yüzyılda varlıklı bir aile tarafından müstahkem bir konut olarak da kullanılmış. Ne yazık ki, 14. yüzyılın ortalarında meydana gelen büyük bir deprem ciddi hasara neden oldu ve Kolezyum’un bazı bölümleri yıkıldı. Yıllar geçtikçe, Kolezyum’un taşı diğer binalar için kullanıldı ve yapının büyük bir kısmı yok oldu.
Bugün Kolezyum, UNESCO dünya mirası listesindeki Roma Tarihi Merkezi’nin bir parçasını oluşturduğu gibi, şehirdeki en çok ziyaret edilen tarihi çekim merkezlerinden biri. Bu yüzden, uzun kuyruklara hazırlıklı olmanız gerekiyor. Sıra beklemeden geçiş sunan biletleri satın almayı düşünebilirsiniz. Ayrıca Kolezyum için aldığınız biletler ile Roma Forumu’nu ziyaret edebileceğinizi de unutmayın.
25.Roma Forumu
Modern bir şehrin ortasında bulunan forumda yürümek, antik Roma’nın kalbine iki bin yıl geriye gitmek gibidir. Roma yaşamının ve yönetiminin bu merkezinden geriye kalanlar, orijinal ihtişamının yalnızca küçük bir kısmını gösterse de, ayakta duran ve yıkılmış sütunları, zafer kemerleri ve duvar kalıntıları, özellikle de yüzyıllar boyunca Roma’nın tarihini düşündüğünüzde, hala etkileyicidir.
Antoninus Pius Tapınağı, Castor ve Pollux Tapınağı, Satürn Tapınağı, Septimus Severus Kemeri, Curia, Vesta Tapınağı ve Titus Kemeri kaçırılmaması gereken önemli noktalardır.
26.Castel Sant Angelo (Kutsal Melek Kalesi)
MS 135’te İmparator Hadrian ve ailesi için bir mozole olarak başlayan Castel Sant’Angelo, Vatikan’ın yakınında Tiber’e bakan, davul şeklindeki devasa bir yapıdır. Varlığının bin yılı boyunca, Castel Sant’Angelo bir papalık konutu ve bir kale olarak kullanılmış. Günümüzde ise, Ulusal Müze olarak hizmet veriyor.
Melek heykellerinin sıralandığı bir yaya köprüsünden geçerek kaleye ulaşıyorsunuz ve sarmal bir rampa yardımıyla kalenin katlarına çıkabilirsiniz. Çeşitli katlarında hapishane hücreleri, geniş bir silah koleksiyonu ve Rönesans freskleriyle kaplı muhteşem bir şekilde dekore edilmiş papalık daireleri var. En üstte ise, şehrin muhteşem manzarasına sahip bir teras yer alıyor. Kesinlik göz atmaya değer cazibe merkezlerinden biri.
27.Palatino Tepesi (Palatine Hill)
Tiber’in 50 metre yukarısında stratejik bir konuma sahip olan Palatine Tepesi, Roma’nın en erken yerleşimine dair kanıtları gösteriyor. Kibele Tapınağı’nın önünde bulunan kaya oymaları, MÖ 9. yüzyıla kadar uzanan insan faaliyetlerini göstermektedir. Daha sonra imparatorlar ve büyük aristokrat ailelerin sarayları için seçtikleri yer burasıydı.
Farnese Bahçeleri, 16. yüzyılda Kardinal Alessandro Farnese için teraslar, pavyonlar, çimler, çiçek tarhları, ağaçlar ve sosyal toplantılar için bir tür sahne ayarı olarak tasarlanmış çeşmelerden oluşan bir eğlence parkı olarak tepeye yerleştirilmiş.
Palatine Tepesi’nin öne çıkanları Livia Evi, yarı yeraltı Cryptoporticus, Domus Flavia, Domus Augustana ve hepsinden önemlisi Septimius Severus Hamamları’dır. Palatine Tepesi, bir park ile antik Roma’nın muhteşem ve etkileyici kalıntılarını birleştiren, keşfetmek için güzel bir yer
28.Borghese Galerisi
Yarı villa yarı müze olan Borghese Galerisi, birbirinden ilgi çekici sanat eserlerinin yanı sıra muhteşem bahçesiyle de görenleri büyülüyor. Villanın iki kata yayılmış abartılı odaları, diğer şaheserlerin yanı sıra müze, 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar olan ve Raphael, Titian, Caravaggio ve Rubens’in eserlerini içeren tablolar, heykeller, mozaikler ve kabartmalar içerir.
Park, yürüyüş yolları ve kayık kiralayabileceğiniz göletlerle İngiliz tarzı bir peyzaj bahçesidir. Ayrıca parkı keşfetmek için bisiklet veya surrey kiralayabilirsiniz. Doğallaştırılmış muhafazaları ve çeşitli bölümlerini birbirine bağlayan minyatür bir yolu olan iyi bir hayvanat bahçesi olan Bioparco di Roma da var.
29.Santa Maria Maggiore Bazilikası
Yüzyıllar boyunca büyük ölçüde değiştirilmiş olan bazilika, 14. yüzyıldan kalma Romanesk çan kulesi, Rönesans kesonlu tavanı, 18. yüzyıldan kalma barok cephesi, büyük ölçüde barok iç mekanı ve bir dizi görkemli 5. yüzyıl mozaiği ile mimari bir melezdir.
Piazza Santa Maria Maggiore’nin dış cephesi, Ferdinand Fuga’nın barok sundurması (1741) tarafından perdelenen, parıldayan 13. yüzyıl mozaikleriyle dekore edilmiştir. Arkada yükselen çan kulesi (Roma’nın en yüksek çan kulesi) 75 metre yüksekliğindedir.
Geniş iç mekan, bazilikanın birçok kez elden geçirilmesine rağmen orijinal yapısını koruyor. Eski Ahit sahnelerini betimleyen zafer takı ve nefindeki 5. yüzyıl mozaikleri özellikle muhteşemdir. Jacopo Torriti tarafından imzalanan apsisteki merkezi resim 13. yüzyıldan kalmadır ve Meryem Ana’nın taç giyme törenini temsil eder. Ayaklarınızın altındaki nef, 12. yüzyıl Cosmati döşemesinin güzel bir örneğidir.
30.Trastevere Bölgesi
Trastevere’nin oldukça Arnavut kaldırımlı sokakları, büyüleyici meydanları, güzel kiliseler ve çok sayıda restoran ve şarap barı bulunuyor. Daha çok genç kesimin zaman geçirdiği bölgelerden biri olduğu için Roma’da geceleri plan yapan turistlerin mutlaka uğramak isteyebileceği bölgelerden bir tanesi. Trastevere, hem Vatikan’a hem de Roma’nın tarihi şehir merkezine çok uzak değil. Ayrıca bölgede göz atmaya değer çok sayıda tarihi ve turistik cazibe merkezi var.
Sokaklarıyla da ilgi gören Trastevere, ayrıca Roma’da kalmak için en ideal bölgelerden biri. Tabii geceleri dışarı çıkmak istemiyorsanız, bu bölgede konaklamak pek de iyi bir seçenek olmayabilir.
Genellikle Roma’nın en otantik mahallelerinden biri ve ‘gerçek’ Roma’yı deneyimleyebileceğiniz bir yer olarak anılan Trastevere, güzel ve heyecan verici bir yerdir. Günümüzde Trastevere’nin çoğu gizli bir mücevher olmaktan uzak olsa da, bazı kısımları hala fantastik, büyüleyici ve tipik Roma ruhuna sahip. Roma seyahatinizin bir parçası olarak Trastevere’de bir öğleden sonra ve bir akşam geçirmenizi tavsiye ederim. Bu, Trastevere’nin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden bazılarını görmenize, kendine özgü atmosferini deneyimlemenize ve birçok restoranının keyfini çıkarmanıza olanak sağlayacaktır.
Trastevere, geleneksel Roma yemekleriyle ünlü ve Roma’nın en iyi pizzacılarından biri olan bir bölgedir.
Trastevere, Arnavut kaldırımlı sokakları, Orta Çağ kiliseleri ve lezzetli restoranları ile Roma’da görülmeye değer güzel bir semttir. Uygun Roma şehir merkezinin aksine, Trastevere büyük ve anıtsal değil, oldukça romantik ve çekici. Burada Kolezyum’u bulamazsınız, ancak geleneksel Roma esnaf dükkanlarını, küçük sokakları, kemerleri, taşan begonvilleri ve Roma’nın en romantik köşelerinden bazılarını bulacaksınız.
31.II. Vittorio Emanuele Abidesi
1911’de Victor Emmanuel II’ye saygı göstermek için açılan Monumento Nazionale a Vittorio Emanuele II (Altare della Patria), Piazza Venezia’da bulunan heybetli bir yapıdır. Roma’nın nefes kesen manzaralarını sunmasıyla ünlü.
Monumento Nazionale a Vittorio Emanuele, 1911’de ülkenin birleşmesinden sonra İtalya’nın ilk kralı olan Victor Emmanuel II’ye bir övgü olarak açıldı.
Binanın içinde İtalyan Risorgimento Tarihi Enstitüsü ve Risorgimento Merkez Müzesi bulunmaktadır.
1921’den beri Victor Emmanuel Anıtı, içinde sonsuz alevin parladığı ve her zaman iki asker tarafından korunan meçhul askerin mezarını barındırıyor. 135 metre genişliğinde ve 70 metre yüksekliğindeki devasa anıt, tamamı beyaz mermerden oyulmuş çok sayıda görkemli Korint sütunu ve sonsuz merdivenlerden oluşuyor. Tepe, bronz dökümlü Victor Emmanuel’in atlı bir heykeli ve tanrıça Victoria tarafından sürülen iki savaş arabası ile taçlandırılmıştır.
Victor Emmanuel Anıtı’nın en büyük çekiciliklerinden biri, savaş arabalarıyla aynı yükseklikte bulunan terastan görülebilen panoramik manzaradır. Şehrin muhteşem manzarasını seyretmek için bu teras çıktığınızdan da emin olun.
32.Piazza del Popolo
Piazza Del Popolo veya ‘Halk Meydanı’, Roma’nın atan kalbidir. Atmosferi, mimarisi ve parke taşlı zemini ile ünlü olan Piazza Del Popolo Roma’nın en çok ziyaret edilen ve ünlü meydanlarından biri.
Meydandaki iki benzersiz bina, neredeyse aynı barok kiliseler olan Santa Maria dei Miracoli ve Montesanto’daki Santa Maria’dır. Via del Corso ile ayrılmış, birbirlerinin karşısında yer alırlar.
Meydanın diğer tarafında Santa Maria del Popolo Bazilikası yer almaktadır. Bu kilisenin ana cazibe merkezi, Caravattio’nun resimlerinin bulunduğu Cerasi şapeli gibi 12 yan şapeldir.
Piazza del Popolo meydanındaki en dikkat çekici yerlerden biri, 36 metre yüksekliğindeki Mısır dikilitaşıdır. MÖ 1300’den kalma dikilitaş aslen Heliopolis’teki Güneş Tapınağı’ndan geldi ve daha sonra imparator Augustus tarafından Circus Maximus’ta sergilenmek üzere Roma’ya götürüldü. Dikilitaş 1589 yılında restore edilmiş ve Papa V. Sixtus’un emriyle bu meydana taşınmıştır.
33.Circus Maximus
Circus Maximus, antik çağdaki en büyük halk eğlencesi binası ve tüm zamanların en büyüklerinden biridir (600 metre uzunluk ve 140 metre genişlik) ve şehrin kökenleriyle ilgili bir efsaneyle bağlantılıdır.
Tarquini kralları zamanında, Palatine ve Aventine tepeleri arasındaki geniş vadi olan Valle Murcia, araba yarışları için bir yer olarak kullanılıyordu, ancak yalnızca Julius Caesar döneminde gerçek bir duvarlı sirk inşa edildi. Sirkte düzenlenen yarışlar, gladyatör oyunları kadar Roma halkının da en gözde yarışma etkinlikleriydi. Araba sürücüleri kısa sürede Roma halkı tarafından putlaştırıldı ve arabalar farklı renklerle (yeşil, mavi, kırmızı, beyaz) ayırt edilen farklı yarış takımlarına ait olduğundan, seyirciler de sirk merdivenlerinde arabalarının rengine göre bölündü. Vadinin dibindeki geniş alan, zafer kutlamaları, alay törenleri ve halka açık infazlar gibi şehrin siyasi, sosyal ve dini yaşamıyla ilgili olaylara da sahne oluyordu.
Arkeolojik alana girdiğinizde, caveaya açılan galerileri keşfedebilir ve bir zamanlar dükkan, han ve küçük ofis olarak hizmet veren farklı odalardan antik kaldırım taşlarını takip ederek dışarı çıkabilirsiniz.
Bölgenin yeniden yapılanması, antik duvarların restorasyonu ve zorlu bir güçlendirme projesi ile Orta Çağ’dan kalma Torre della Moletta’yı (12. yüzyılda inşa edilmiş) da içeriyordu. Kapalı bir merdiven sizi üst kata çıkarır: Arkeolojik alanın muhteşem panoramik manzarası, Sirk’in boyutlarını tam olarak takdir etmeyi mümkün kılar.
34.Trajan Pazarı (Trajan’s Market)
‘Mercati di Traiano’ veya Trajan Pazarları, aynı adı taşıyan Trajan Forumu’nun yanında, İmparator Trajan (MS 100 – 112) döneminde inşa edilmiş 150’den fazla dükkan ve ofisten oluşan yarım daire biçimli bir kompleks oluşturur. Pazarlar, Roma’da Quirinal Tepesi’nin yamacında yer alır ve bahçecilik ürünleri, baharat, yağ ve şarap ticaretinin yapıldığı beş kattan oluşan kompleks.
Daha sonra kompleksin çeşitli işlevleri oldu. 13. yüzyılda surların bir parçasıydı. Örneğin, kompleksin arkasında bunun bir parçası olarak hala bir kare kule (Torre dei Milizie) bulunmaktadır. Daha sonra 16. yüzyılda Trajan Pazarı’nın kalıntıları üzerine bir manastır inşa edildi. 20. yüzyılın başlarında manastır yıkılınca çarşının kalıntıları tekrar görünür hale geldi.
Kompleks, son yıllarda kapsamlı bir şekilde restore edilmiştir ve 2007’den beri ‘Museo dei Fori Imperali’ veya İmparatorluk Forumları Müzesi’ne ev sahipliği yapmaktadır. Bu müzede imparatorluk forumlarının (Augustus Forumu, Caesar Forumu, Nerva Forumu, Trajan Forumu ve Barış Tapınağı) heykellerini, arka plan bilgilerini ve rekonstrüksiyonlarını görebilirsiniz. Ayrıca Trajan Forumu’ndaki panoramik teraslardan güzel bir manzaraya sahipsiniz. Bu nedenle Trajan Pazarları, Roma dönemindeki forumlar hakkında bilgi edinmek için ilgi çekici yerlerdir.
35.Capitol Tepesi
Roma’nın merkezinde yer alan Capitol Tepesi, Roma tepelerinin tarihsel olarak en önemlilerinden biridir ve günümüzde hem antik Roma dönemindeki rolü hem de tepeyi İtalya’nın en güzel meydanlarından birine dönüştüren Michelangelo’nun önemli bir müdahalesi ile ünlüdür.
Capitol Tepesi, Roma’daki yedi tepe arasında en büyük tepe olmasa da, pek çok benzersiz ve önemli binayı bir araya getirdi. Burada harika Piazza del Campidoglio’yu ve muhteşem sarayları bulabilirsiniz. Kompozisyonun merkezinde yer alan Marcus Aurelius’un atlı heykeli ise, özellikle görülmeye değer.
Meydanın kaldırımı, maestronun eskizlerinden yapılmış orijinal elipsler ve parşömenlerle süslenmiştir. Heykel, 16. yüzyılın ortalarında buraya getirilmiş. Konservatörler Sarayı, Senato Sarayı ve Yeni Saray bu meydan çevresindeki en ilgi çekici tarihi yapılardandır.
Roma’da Ne Yapılır ? sorusuna cevap olabilecek alternatif cazibe merkezleri
Roma’da 3-4 gün veya daha uzun bir süre kalmayı planlıyorsanız, yukarıdaki ana cazibe merkezlerini gördükten sonra alternatif olarak aşağıdaki popüler çekim merkezlerine de göz atabilirsiniz. Bu çekim merkezleri Roma’nın az bilinen yerleri olduğundan dolayı, Kolezyum ve Pantheon gibi ana cazibe merkezlerine nazaran çok daha sakin bir gezi yapabilirsiniz.
36.Quirinal Sarayı
Roma’nın yedi tepesinin en yükseğinde, 1946’dan beri İtalya Cumhuriyeti’nin sembolik yeri ve Presidente della Repubblica’nın resmi koltuğu olan Palazzo del Quirinale duruyor. Quirinale, üç yüzyıldan fazla bir süredir papaların yazlık konutu ve İtalya krallarının evi olmuştur. Yüksek konumu ve özellikle sağlıklı olması nedeniyle, Sarayın yükseldiği yer antik çağlardan beri yerleşim alanlarına ve önemli kamu ve dini yapılara ev sahipliği yapmıştır; bunlara MS 217’de Caracalla tarafından yaptırılan ve heykelsi Dioscuri’nin kaynağı olan Serapis Tapınağı dahildir.
110.500 metrekarelik Quirinale, Beyaz Saray’dan 20 kat daha büyük, dünyanın en büyük altıncı sarayı.
En eski örnekleri XIV. Louis dönemine kadar uzanan, yaklaşık 38.000 parçadan oluşan ve dünyanın en prestijlileri arasında sayılabilecek büyük porselen koleksiyonunun yanı sıra, eski ve modern heykeller ve resimlerden, paha biçilmez duvar halılarından, kaliteli İtalyan yapımı kraliyet arabalarından değerli saatlere kadar birbirinden değerli eserleri sarayda görebilirsiniz.
37.Konstantin takı (Arch of Constantine)
Konstantin Zafer Takı, MS 315’te senato ve Roma halkı tarafından, Konstantin’in 312’de Maxentius’a karşı kazandığı zaferin onuruna dikilmiş.
Ana kemerin üzerindeki yazıttan öğrendiğimiz kadarıyla anıt, bu zaferin anısına ve İmparatorluğun onuncu yılı münasebetiyle, saltanatının onuncu yılının başında, Temmuz ayında Senato tarafından imparatora törenle ithaf edilmiştir
38.St. Clement Basilica
St Clement Bazilikası, Kolezyum’dan sadece bir taş atımı uzaklıktadır, ancak birçok turist onun varlığından bile haberdar değildir! Bu gizli mücevher, dışarıdan sıradan görünebilir ama içinde sanatsal ve arkeolojik hazineler saklıyor.
Mermerde renkli geometrik desenlerden oluşan zemin, 12. yüzyılda popüler olan Cosmatesque tarzının güzel bir örneğidir. Yukarı baktığınızda ahşap ve altından yapılmış, geometrik desenler ve sembollerle süslenmiş bir tavan göreceksiniz. 18. yüzyılda Carlo Stefano Fontana tarafından tasarlanmıştır.
Mevcut bazilikanın güzelliğine hayranlıkla bakmayı bitirdiğinizde, 4. yüzyılda inşa edilen ilk bazilikanın kalıntılarını keşfetmek için yer altına inin.
Burada, 11. yüzyılda zengin bir ailenin sponsorluğunda, Roma’daki en büyük ikinci Orta Çağ fresk koleksiyonunu bulacaksınız. Çoğu, Aziz Clement’in hayatını ve mucizelerini tasvir ediyor, ancak bazıları 6. yüzyıla kadar uzanan başka freskler de var.
39.Church of St. Louis of the French
Pantheon ve Piazza Navona arasında, Roma şehir merkezinde yer alan küçük Fransız St. Louis Kilisesi, Barok sanatının gerçek incisi, Caravaggio’nun 3 mutlak başyapıtı gibi önemli sanat eserlerini barındırmasıyla ünlüdür.
1589’dan beri Roma’daki tüm Fransızlar için ulusal bir kült yeri olan kilise, Roma şehir merkezinin sokaklarında yapılacak güzel bir yürüyüşün kaçırılmayacak durağı.
Fransız St. Louis Kilisesi, 1518’den beri, 15. yüzyılın sonunda yalnızca küçük bir şapeli ve Sant’Andrea della Valle yakınlarında Saint Louis’e adanmış bir hastanesi olan Roma’da artan Fransız topluluğunu karşılamak için inşa edilmiş. Kilise ayrıca, sevgilisi François-Rene de tarafından yaptırılan Pauline de Beaumont’un mezarı da dahil olmak üzere birçok ünlü mezara ev sahipliği yapmaktadır.
40.St. John Lateran Bazilikası (Basilica di San Giovanni in Laterano)
Bin yıl boyunca bu anıtsal katedral, Hıristiyan âleminin en önemli kilisesiydi. İmparator Konstantin tarafından yaptırılan ve MS 324’te kutsanan yapı, Roma’da inşa edilen ilk Hıristiyan bazilikasıydı ve 14. yüzyılın sonlarına kadar papanın ana ibadet yeriydi. Hala Roma’nın resmi katedrali ve Roma piskoposu olarak papanın oturduğu yer.
Bazilika, özellikle 17. yüzyılda Borromini ve 1735’te muazzam beyaz cepheyi ekleyen Alessandro Galilei tarafından birkaç kez yenilenmiştir. İsa, Vaftizci Yahya, Evanjelist Yahya ve 12 Havari olmak üzere 7 metre yüksekliğindeki 15 heykelin bulunduğu bu yüksek yapı, geç barok klasisizmin etkileyici bir örneğidir. Sundurmadaki merkezi bronz kapılar, Roma Forumu’ndaki Curia’dan buraya taşınırken, en sağdaki Kutsal Kapı sadece Jübile yıllarında açılır.
Kilisenin dışında, sunağın solundan erişilebilen 13. yüzyıldan kalma güzel manastır, merkezi bir bahçenin etrafına yerleştirilmiş zarif kıvrımlı sütunlarıyla hoş ve huzurlu bir yerdir. Buraya kadar gelmişken bu manastıra da göz atabilirsiniz.






































